village house (2025)







village house (2025)







2024 Yılında çalışması tamamlanan,
Çanakkale,Ayvacık Adatepe’de bir ev.








İstanbul Adalar İlçesi Heybeliada Mahallesinde yıllardır hizmet veren faytonların,
eski zamanlardan (2009) kayda alınmış fotoğrafları.
Fransızca phaéton : Tek körüklü, dört tekerlekli, genellikle çift atlı binek arabası; payton:












Yıl 1985 Beyoğlu Galatasaray Lisesi kütüphanesi yenileniyor.
büroya döndüm Mehmet Tataroğlu patronum sordu,
”işte durum nedir”
”yolunda, Vakko mağazası üst katındaki Leyla Gamsız resim sergisini de gezdim”
”Anlat dedi”..
”Güzel göğüslü flu kadınlar dedim”
”Yol parası benden git bir daha gez bakalım ”
gittim tabii .
Yıl kasım 2023 Mehmet Tataroğlu evindeyim, kütüphane üstünde bir resim
”bu resim kimin Mehmet abi”
baktık Leyla Gamsız imzalı, bende ona üstteki anıyı hatırlattım.
”Yakup oğlum bu resmi Suna Ablan almıştı ,kendi parası ile aldığı tek resim” dedi
Bir hafta sonra tekrar uğradığımda
Leyla Gamsız 1985 imzalı resmi hediye ederken,
”Oğlum Suna ablan göğüs kanseri ile çok boğuştu biliyorsun” dedi.
Ben yanında ayrıldıktan sonra
Suna abla ile oğlu Ali Tataroğlu´yu Rahmetle anıyorum.
Gittikleri yerden,
Mehmet Tataroğlu eliyle bana gönderdikleri ödülü paylaşmak istedim.



https://tr.wikipedia.org/wiki/Leyla_Gams%C4%B1z_Sarpt%C3%BCrk
Türkiye’nin cumhuriyet ilan edilmesinin ardından 1925 yılında resmen il olan Eskişehir.
MÖ 3000’den beri yerleşim yeridir Eski kelimesi Türkçe’de “ eski ” anlamına gelir

Hititler, Frigler, Lidyalılar, Persler, Romalılar ve Bizanslılar tarafından yönetilen, en sonunda Selçuklu İmparatorluğu’nun ve en son Osmanlıların eline geçmiştir.

OMM – Odunpazarı Modern Müze, Türkiye’den ve dünyadan modern ve çağdaş sanat eserlerinin sergilendiği bir buluşma noktası.
Eskişehir’in tarihi Odunpazarı evlerinin arasında yer alan OMM binası, dünyaca ünlü mimarlık ofisi Kengo Kuma and Associates (KKAA) tarafından tasarlandı; kendisi de Eskişehirli olan mimar ve koleksiyoner Erol Tabanca tarafından hayata geçirildi.



Tanabe Chikuunsai IV (1973 doğumlu) bir Japon bambu sanatçısıdır. Heykel çalışmaları ve işlevsel nesneleri kaplan bambudan (torachiku) elde yapılmıştır. Dördüncü nesil bir bambu ustasıdır. Aile adı Chikuunsai, “bambu bulutlarının efendisi” anlamına gelir

MİMARİ PROJE DETAYLARI..







Not: Yazıda kullanılan kaynaklara bağlantılar eklenmiştir.
Mimar Sinan Üniversitesinde okurken tanışıp, hala görüştüğüm. (1982-2022)
Projelerinizde sizin gibi;
“Binalar dışarıdan soğuk görünsede, içlerine girdiğinizde sıcaklar” dediğim.
Mehmet Tataroğlu Mimarlıkta staj yapmamı sağlayıp,
hayatımı yönlendiren Sevinç Hadi hocama saygılarımla.

1934 yılında Mersin’de dünyaya gelen Sevinç Hadi, 1959 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mimar olarak mezun oldu.
Bir süre farklı mimarlarla farklı projelerde çalıştıktan sonra 1962 yılından itibaren serbest mimar olarak mesleğini sürdürmeye başladı.
1964 yılı ile vefat ettiği yıl olan 1986 yılları arasında eşi Şandor Hadi ile mimarlık faaliyetlerini sürdürdü. Halen serbest mimar olarak çalışmaktadır.
1931 yılında Kastamonu’da doğan Şandor Hadi 1961 yılında İTÜ Mimarlık Fakültesi’nden mezun oldu. Mezuniyetinden sonra çeşitli mimarlık ve inşaat firmalarında çalışan Şandor Hadi,
1963 yılında kendi serbest mimarlık bürosunu kurdu ve 1964 yılında büroyu eşi Sevinç Hadi ile birlikte kullanmaya başladı.
Çift 1985 yılına kadar aynı çalışmalarını ortak mekanda yürütseler de, Türkiye’nin mimarlık tarihinde önemli bir yere sahip Milli Reasürans Kompleksi projesine kadar birlikte bir ofis kurmadılar.


Sevinç Hadi
Mimarlık Eğitimi Yılları
https://xxi.com.tr/i/mimarlik-egitimi-yillari
1960’da Stuttgart Hochschulbauamt’da Otto Graf Enstitüsü projesinde,
1961’de Werner Gabriel bürosunda,
1962’de Prof. Nezih Eldem ile İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Kütüphane projesinde çalıştı. 1962’de İstanbul’da kendi serbest mimarlık bürosunu kurdu. Göreme (Kapadokya) ve Şile (İstanbul) gibi bazı kentlerin şehir planlamasını yaptı.
Göreme bölgesinde bölgesel yerleşim ve mimarisi üzerine yaptığı araştırma Architectures-Formes-Fonctions’da (Annual No:15-İsviçre) yayınlandı.
1963’te Kastamonu Orman Sitesi ve Taşköprü Orman Sitesi projelerini hazırladı. (Ersen Gürsel ile birlikte)
1964’ten itibaren Şandor Hadi ile çalışmaya başladı.
Birlikte çeşitli proje ve uygulamalar yaptılar. Mimari proje yarışmalarına katıldılar çeşitli dereceler aldılar, seminerlere katıldılar, sergiler açtılar.
Yaptıkları işlerden bazıları arasında, Boğaziçi Rumeli Hisarı Valerie Szasy Villası, Hortaçsu Villası ve Yıldırım Oktay Öge Evi, Tuzla’da Tütüncü ve Hadi Ailesi Yazlık Evi, Boğaziçi Üniversitesi Aptullah Kuran Kütüphanesi, Milli Reasürans T.A.Ş. Genel Müdürlük Kompleksi, Çarşı ve Ofis Binaları sayılabilir. Bu birliktelik Şandor Hadi’nin vefatı üzerine 1986’da sona erdi. 1993’de Tek-Esin Vakıf Merkezi ve Dr. Emel Esin Kütüphane projesini hazırladı. Tülin Hadi ve Cem İlhan ile birlikte Ünye Gölevi Konutları (2000) ile Maslak İş Merkezi (2001) projelerini yaptı. Çeşitli ulusal ve uluslararası yarışmalarda derece aldı.
1965 yılında başlayan tasarım ve mimari proje alanındaki eğitim faaliyeti halen devam etmektedir.

Sevinç Hadi (d. 1934, Mersin) Türk mimar. Türkiye’nin mimarlık tarihinde önemli bir yere sahip Milli Reasürans Kompleksi projesini Şandor Hadi ile tasarlamıştır.
Sevinç Hadi ve Şandor Hadi ;
15 Aralık 2012’de 10.su verilen TSMD Mimarlık Ödülleri’nde, yaşamları içinde, gerçekleştirdikleri projeler, mimarlığa ve şehirciliğe katkılarından dolayı Büyük Ödülü almışlardır.

Serbest MİMAR dergisindeki Sevinç Hadi ile yapılan söyleşiye ulaşabilirsiniz.
Sevinç Hadi | Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor
Kaynaklar: Bağlantılı Web adreslerinden ulaşılır.
https://www.arkiv.com.tr/mimar/sevinc-hadi/7017
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Kırmızı Balon ( Fransızca : Le ballon rouge )
Albert Lamorisse tarafından yazılan, üretilen ve yönetilen
1956 Fransız fantezi komedi-drama filmidir .
Bir gün duyarlı, sessiz, kırmızı bir balon bulan genç bir çocuğun
maceralarını anlatan otuz beş dakikalık kısa film,
Paris’in Ménilmontant semtinde çekilmiştir.
Lamorisse , çocuklarını filmde oyuncu olarak kullandı.
Ana rolü oğlu Pascal oynuyor ve kızı Sabine genç bir kızı canlandırıyor.
Film , 1956’da En İyi Orijinal Senaryo’yu yazdığı için Lamorisse için Oscar
ve 1956 Cannes Film Festivali’nde
kısa filmler için Palme d’Or dahil olmak üzere çok sayıda ödül kazandı.
Ayrıca çocuklar ve eğitimciler arasında popüler oldu.
En İyi Orijinal Senaryo Oscar’ını kazanan tek kısa filmdir.
** Winner of the Best Original Screenplay Oscar 1956 ***
* Winner of the Palme d’Or 1956 Cannes Film Festival (short film)*
A red balloon with a life of its own follows a little boy around the streets of Paris.

Director: Albert Lamorisse
Writer: Albert Lamorisse
Kaynak:
https://en.wikipedia.org/wiki/The_Red_Balloon
Filmi İzle:
https://youtu.be/6TKmzkS5Ph4

Türkiye’nin ulusal ve lider ilaç firması Abdi İbrahim
1986 yılında Vefa semtindeki ofis binasının inşası sırasında ,
Çalıştığım mimarlık firması Mehmet Tataroğlu ve Ömer Bortaçina.
Proje uygulama görevi vermesi sayesinde Nezih Barut’la,
Muhterem anneleri Belma Barut Hanımefendi (Rahmetle Anıyorum) ile tanıştım.
35 yıl sonra o gün yapılan işleri,
Abdi İbrahim Müzesinde görmekten mutlu oldum.





Abdi İbrahim Kurumsal Tanıtım Filmi.
1997 Yılında İstanbul Yeşilyurt’ ta O yılların modası ve mimari tasarımı olan bir ev.
Bize gelen ev ve iş sahiplerini…
Biz mimar olarak onları yakından tanıyıp, onları mutlu eden,
sadece onlar için detaylandırılmış
Mobilyaları, perdeleri aksesuarları ile mümkünse tek ve tekrarı olmayan
Kişiye özel evler yapıyoruz.
25. yılında kahve içtiğim bir evden resimler,





Aşağıdaki hikaye çoğumuzun aslını bilmediği ”Sessiz Gemi” hikayesidir.
Celile Hikmet resimleri ile olduğu kadar,
güzelliği ile de tüm İstanbul’un diline destan bir kadındı…
İstanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınları arasındaydı…
1900 yılında bu dillere destan güzellik,
Osmanlı’nın meşhur valilerinden Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Bey ile evlendi…
Türk şiirinin dünya çapındaki en önemli ismi olan
Nazım Hikmet de bu beraberlikten doğacaktı…
1916’ya gelindiğinde Celile Hanım‘la eşi Hikmet Bey arasında şiddetli bir geçimsizlik başladı…
O günlerde Yahya Kemal, Bahriye’de okuyan genç
Nazım Hikmet’in şiir hocası olarak eve gelip gitmeye başlamıştı…
Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’la,
Yahya Kemal arasında filizlenen aşk kısa bir süre sonra
Celile Hanım’ın anlaşamadığı eşinden boşanmasıyla sonuçlandı…
Tutkuyla, ateşle, kıskançlıklarla dolu tarihin sayfalarının arasına gizlenen aşk başlıyordu…
O aşkın aktörleri sadece Celile Hanım ve ünlü şair Yahya Kemal değildi…
Nazım Hikmet, Necip Fazıl hatta Celile’nin yeğeni Oktay Rıfat’ın,
yani Türk şiir dünyasının bütün ustalarının bir tarafından dahil oldukları bir aşktı o…
Heybeliada’da okuyan genç Bahriyeli Nazım,
hafta sonları okuldan çıkar annesinin yanına gelirdi…
Yahya Kemal o günlerde genç birer Bahriyeli olan
Nazım Hikmet ve Necip Fazıl’ın bulunduğu
öğrenci grubuna şiir dersleri verirdi…
Yahya Kemal hafta sonları “Genç Nazım Hikmet’e Türkçe ile şiir dersleri” verirken,
İstanbul’un en güzel kadınlarından olan, ressam Celile Hanım’la yakınlaştı…
Dedikoduların ayyuka çıkması üzerine Yahya Kemal bir süre okula gelmedi…
Geldiğinde karşısına öğrencisi Necip Fazıl çıkacaktı…
Hocası olan Yahya Kemal’e şöyle dedi:
“Hocam, kibrit suyu içerek intihara kalkıştığınızı duyduk…
Sınıfın bu durumdan duyduğu derin üzüntüyü size söylemek isterim…”
Hocasına yönelik bu alaycı, ironik, dalga geçen tutum
bir Deniz Harp Okulu öğrencisi Bahriyeli için
kabul edilmez bir davranıştı…
Necip Fazıl “Bu aşk ilişkisini alaycı bir şekilde ima eden” sözleri nedeniyle
“Kodes” adı verilen tahta dolabın içinde cezaya gönderildi okulda…
Ne ki bu Fransızcayı ana dili gibi konuşan,
piyano çalan, natürmort resimler yapan dünyalar güzeli,
sanatçı genç kadın Celile ile Yahya Kemal’in aşkı,
alevinden bir şey kaybetmiyordu…
“HOCAM OLARAK GİRDİĞİNİZ BU EVE BABAM OLARAK…”
Olayı genç Nazım Hikmet de fark etmişti…
Necip Fazıl’dan sonra bir gün Yahya Kemal’in siyah pardösüsünün cebine bir not bıraktı…
Kâğıtta Yahya Kemal’e hitaben şöyle yazıyordu:
“Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz…”
Bu not üzerine ünlü şair, tedirgin oldu…
Bir süre Celile Hanım’ın evine gelmedi…
Genç Nazım’la karşılaşmaktan çekindi…
Celile Hanım ise Yahya Kemal yüzünden kocasından boşanmış,
bütün İstanbul’un kulaktan kulağa dedikodusunu yaptığı bir aşka “evet” demişti…
Artık evlenmek istiyordu…
Yahya Kemal bir taraftan kadını deliler gibi kıskanıyor, diğer yandan bu evliliğe yanaşmıyordu…
Aşkını dile getirdiği olay inanılmazdı:
“1916 yılından 1919 yılına kadar bir kadına deli gibi aşık oldum…
Bu kadın yazın adada otururdu…
Ben de orada idim…
Deli divane olmuştum…
Sonbahar’da Nişantaşı’ndaki evini düzenlemek için İstanbul’a inerdi…
1916 Sonbaharı’nda yine İstanbul’a iniyordu…
Ben müthiş muzdarip tim…
Artık vapur giderken iskeleden mendil sallamalar, ağlamalar…
O gidinceye kadar Ada dopdolu idi…
Gider gitmez benim için boşalıverirdi…
Tam o günlerde Berlin Büyükelçisi Hakkı Paşa İstanbul’a dönecek lafı çıktı…
Hakkı Paşa, benimkinin uzaktan akrabası oluyordu ve İstanbul’a geldiğinde geceler düzenler,
İstanbul’un bütün güzel kadınlarını çağırırdı…
Benimki de oralara gidecek diye içim burkuluyordu…
Hatta kendisine bu endişemi söylemiştim…
Gitmeyeceğine yemin etmişti…
Bir gece Ada Oteli’nde otururken, yandaki iki kişinin ‘Berlin Büyükelçisi bu gece davet veriyor…
İstanbul’daki bütün güzel kadınlar davetli’ lafını ettiklerini duydum…
”Müthiş bir acıyla yerimden kalktım…
İskeleye doğru gittim… Son vapur çoktan kalkmıştı…Sert bir lodos esiyordu…
Deniz karmakarışıktı, ancak ne olursa olsun, sandalla Maltepe’ye geçmeye karar verdim…
Sandalcılara gittim, yanaşmıyorlardı…
Çok para verince biri ikna oldu…
Açıldık, bir süre sonra lodos büsbütün arttı…
Denizde çalkalanıp duruyorduk… Sandalcı bana küfretmeye başlamıştı…
Ölmek üzereydik,
ama ben sadece sevgilimin katıldığı geceyi düşünerek
müthiş bir kıskançlık duyuyor ve bir an önce orada olmak istiyordum…
Sırılsıklam Maltepe’ye gelebildik…
Hemen bir kahvehaneye gidip, araba bulmaya çalıştım…
Yoktu…
Bunun üzerine Maltepe’den Bostancı’ya yürümeye karar verdim…
Tren yoluna çıkarak koşmaya başladım…
Maltepe-Bostancı arasının bu kadar uzun olduğunu o zamana kadar fark etmemiştim…”
“Kan ter içinde Bostancı’ya geldim…
Vakit hayli geçti…
Karakola gittim. ‘Bana bir araba bulunuz hastam var’ dedim…
Aradılar taradılar birini buldular..
Yine bir sürü para verdim…
Arabayla yola koyuldum…
Kadıköy, oradan Üsküdar… Karşıya geçtim.
Doğru Nişantaşı!.. Sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı.
Penceresini vurarak onu uyandırdım. ‘Benimki evde mi’ diye sordum?
Adam halime bakıp şaşırdı: ‘Evde, bu akşam çıkmadı!’ dedi,
‘Ne diyorsun diye bağırdım?’ Bütün kat ettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı.
Eve kaçta geldiğini araştırttım…
Sözüne inanamıyordum. ‘Çık bir bak! Evde mi?’ diye adamı zorladım…
Adam çarnaçar çıktı. Bir münasebetle hizmetçisine sormuş uyuyor! demiş…
Geldi haber verdi…
Sanki dünyalar benim oldu…
Apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. Orada sabaha kadar içtim…
Sabahleyin, doğru eve çıktım…
Benim halim berbat. Toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı…
Sarmaş dolaş olduk…”
Yahya Kemal deli gibi aşıktı, ama evlenmekten hayatı boyunca korkmuştu…
Belki, böylesi bir kadına hiçbir zaman sahip olamayacağını bilmekten,
belki o beraberlikte ters bir olaydan ürkmekten,
belki de genç Nazım Hikmet’ten ve etraf ne der diye ürkmekten?..
O günlerde Celile Hanım, Yahya Kemal’e bir mektup yazdı, şöyle diyordu:
“Bugün Pazar belki gelirsin diye üç vapurunu pencerede bekledim…
Gelmedin mahzun oldum…
Verdiğin konferansa gelmedim, kalabalıktır memnun olmazsın diye,
fakat hep aklım sende idi…Çok çok göreceğim geldi…
Beni niye aramadın…
Sana gücendim canımın içi, pek göreceğim geldi…
Ben o günden beri yani Salı gününden beri evdeyim, dikiş dikiyorum…
Evimiz için çalışıyorum…”
Hiçbir zaman o evlilik olmadı…
Yahya Kemal hep kaçtı o evlilikten ve beraberlikten…
NAZIM HİKMET’E YARDIM ETMEDİ…
Uzun yıllar geçti bu olayın üzerinden…
Nazım Hikmet büyük bir şair olmuştu…
Sosyalistti…
Dönemin iktidarı tarafından hapislerde süründürülüyordu…
Celile artık yaşlanmıştı…
O güzelliğinden eser kalmamış üstüne üstlük kör olmuştu…
Oğlunun hapislerden kurtulması için
Galata Köprüsü’nde açlık grevine başlamıştı o görmeyen gözleriyle anne yüreği…
Tuhaf bir rastlantı sonucu, Celile açlık grevi yaparken,
Yahya Kemal Galata Köprüsü’nden geçiyordu…
Büyük aşkını gördü…
Ama yanına gitmedi…
Bir zamanlar “Hocam olarak girdiğin eve babam olarak girmeni istemiyorum” diyen
genç Nazım Hikmet’in kurtulması için kör gözlerle açlık grevi yapan Celile’ye destek imzasını vermedi…
Hızla uzaklaştı oradan…
Öldüğünde evraklarının arasından içinde kurumuş iki yaprak bulunan bir zarf çıktı Yahya Kemal’in…
Şöyle yazıyordu:
“Bu zarfın içindeki hatıra,
19 Ağustos 1930’da Sirkeci garında gece saat 10’da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçektendir… Koparıp verdiği bu iki yaprağı daima muhafaza edeceğim…”
Celile muhtemelen bu aşkın devam etmeyeceğini anladığı gece Paris’e giderken,
Sirkeci Garı’nda vermişti Yahya Kemal’e göğsünde duran o iki yapraklı çiçeği…
SESSİZ GEMİ…
Yahya Kemal’in Sessiz Gemi’si “hep ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir…
Oysa demir alıp bu limandan kalkan gemi…
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol dizeleri…
Yahya Kemal’in hayatındaki en büyük aşkı olan Celile’sinin Ada’dan gemiyle İstanbul’a uzaklaşışı esnasında yaşadığı çaresizliği anlatır…
Ölümdür elbette Sessiz Gemi’nin konusu… Ama aşkta aranan ölümdür ve Celile’nin ardından ada limanında bakakalan, Yahya Kemal’den esintiler içerir…
***
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.
Not: Önceki yayınlanmış hikayeler değerlendirilip ,
ortak yanları bir araya getirilerek düzenlenmiştir.
………
Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’ın 4 Haziran 1938’de Atatürk’e yazdığı mektup:
“Atam!
Ben, Selânik’teki merhum Enver Paşa’nın kızı Celile’yim. Oğlum şair Nâzım Hikmet, orduda komünizmi yaymak suretiyle isyan çıkartmak teşebbüsünde bulunduğu vehmiyle Harbokulu Askerî Mahkemesi tarafından Askerî Ceza Kanunu’nun 94. Maddesi mucibince 15 sene ağır hapse mahkûm edildi. Verilen hüküm bütün mânâsiyle vehme müstenid bir adlî hatadır. Kendisi beş aydan beri Ankara Merkez Komutanlığı Cezaevi’nde mevkuftur. Oğlumu mahkûmiyete götüren vehmin sebeplerini, hükümdeki kanunî ve maddî hataları birebir anlatıp sizi yormak ve kıymetli vakitlerinizi istaf etmek istemem. Yalnız istirhamım şudur:
Harbiye Okulu’ndaki dâvâ dosyasını Ankara Merkez Komutanı Demir Ali veya Ankara Garnizon Komutanı Mustafa Kemal Gökçe’ye yahut sizce itimadı hâiz bîtaraf herhangi bir kimseye tedkik ettiriniz. Eğer oğlumun suçlu ise ve hükmün isabetli olduğuna kanaat getirilirse buna ben de kanî olacağım ve mahkûm olduğu cezayı çekmesine isteye isteye katlanacağım.
Ancak, bîtarafâne yapılacak bir tedkik, oğlumun mâsum olduğu halde adlî hatâya kurban gittiğini göstereceğine emn bulunuyorum. Bu takdirde vatan hainlerine karşı bile göstermek büyüklüğünde bulunduğunuz ulûvv-ı cenâbı oğlumdan esirgemeyeceğiniz muhakkaktır; çünki Nâzım ne bir vatan haini ne memleketinin ordusuna kasdetmiş bir cânîdir.
O, sadece Türk Dili’nin emsâli arasında kıymetli bir hizmetkârı ve istikbalde senin yarattığın tarihi altın harflerle yazacak kalemlerden biridir. Felsefeyi akîdesinin kendisini komitacı bir bolşevik tanınacak şekilde yanlış anlaşılmasının verdiği vehme kurban gitmiştir.
Mustarip bir ana sıfatıyle en büyük emelim, oğlumun mâsumiyetine sizin de kanaat getirmeniz ve onu affa lâyık görmenizdir. İstirhamlarımın reddedilmeyeceğine güvenerek, minnetle ellerinizden öperim büyük Atam.
Celile. Yenişehir’de merhum Bay Samih Rifat evinde”
(Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 01019688-373, 374 ve 375)
**********************************************************
Celile Hanım, 12 Nisan 1939’da Mevhibe İnönü’ye yazdığı mektup
“Sayın Bayan İsmet İnönü,
Hanımefendimiz!
Şair Nâzım Hikmet’in anasıyım, oğlum vehim kurbanı olarak adlî bir hataya uğradı ve askerî mahkemece 28 sene ağır ceza hapsine çarptırıldı.
Çektiği sefalet, eskiden beri duçar olduğu siyatiği belkemiğine sızdırdı, şimdi de kalp başladı.
Tamamen suçsuz olduğu için, hususî bir affa uğraması yolunda Büyük Millet Meclisi’ne bir istida ile müracaat ettim.
İsmet İnönü gibi adalet muhibbi bir Ulu Şefimizin devrinde bîgünah oğlumun daha fazla hapislerde çürümemesi için yardımınızı analık şefkatinizden dilerim efendim.
Nâzım Hikmet’in bedbaht anası Celile”
(Cumhurbaşkanlığı İsmet İnönü Arşivi; yer no: 2/12-32, fihrist no: 7791-2)

Heybeliada Abbas Halim Paşa Köşkü 1899 yılında yapıldığında:
”su tesisatı bulunan köşk kaloriferle ısıtılmaktaydı.
İstanbul’daki ilk jeneratörlerden biri bu köşkü aydınlatmıştı.
Yemek servisi için monte-charge‘ın (yemek asansörü) bulunduğu köşkte
haberleşme için “iç telefon” denilen bir boru sistemi kullanılmaktaydı”.
–
Abbas Halim Paşa’nın, Heybeliada’nın Burgaz Adası’na bakan
“Abbas Paşa Mahallesi” olarak bilinen
kuzeybatı kesiminde bulunan köşkleri ,
yaklaşık üç dönüm genişliğindeki arazi içinde,
harem, selamlık ve bendegan dairesi olmak üzere üç yapıdan oluşmaktadır.
Mimar Hovsep Aznavur tarafından 1897-99 yılları arasında tasarlanmış olan
köşklerin her biri farklı bir üslupta yapılmıştır.
Abbas Paşa Sokağı ile Yeni iskele Sokağı’nın kavşağında,
ağaçlık bahçe içinde konumlanan harem köşkü bugüne ulaşmamıştır.
mimar aznavur tamamıyla prefabrike bir yapı ortaya koymuş.
Çivi kullanmadan, numaralanmış malzemenin vidalanması yoluyla inşa
edilen ve “Vidalı Köşk” olarak bilinen yapı, paşanın vefatından on yıl sonra,
1945 yılında vasiyeti üzerine yapıldığı gibi parça parça sökülerek
Mısır’a taşınmış, arsası ise satılmıştır.
Mimar Aznavur, Mısır hanedan üyesi Abbas Halim Paşa’nın
ikamet edeceği köşk için,
Egyptian Revival (Mısırın Uyanışı) olarak adlandırılan üslubu seçmiştir.
Bodrum üzeri iki tam kat ve servis katından oluşan köşk
tasarım dili açısından, antik Mısır tapınaklarının pi/on adı verilen
anıtsal giriş cephelerini yansıtan bir düzenlemeye sahiptir.
Dört cephede de yukarı doğru daralan kesik piramit formu ve bayrak direklerinin kullanımı,
bu etkiyi ortaya çıkarmış ve yapıyı İstanbul’da benzersiz kılmıştır.
Orta eksene göre simetrik tasarlanan ön cephede,
karşılıklı iki yandan başlayıp ortada tek bir kol halinde birleşen merdivenden çıkılarak
kapıya ulaşılır. Merdivenin bitiş hizasında konumlanan,
üstü hiyerogliflerle bezeli, lotus başlıklı iki sütun,
üst katta bulunan balkonu destekler ve girişi vurgular.
Merkezde kapı ve iki yanında birer pencerenin bulunduğu orta bölüm iki yan kanattan geri çekilmiştir.
Geride konumlanan bu yüzeyde, ikinci katta yer alan balkonun balustradları da
birinci kattaki balkonun hizasından geri çekilerek, cepheye derinlik kazandırılmıştır.
Yan kanatlar, yukarı doğru daralan kes piramit formundadır.
Bu bölümlerde, giriş katındaki balkonların gerisinde kare şeklinde geniş birer pencere
üst katta ise ikişer dikdörtgen pencere açılmıştır.
Basık tutulan son katta alttakilerin hizasında
birer bant pencere bulunur. İki kanatta da birinci
kattan itibaren pencerelerin iki yanından birer bayrak direği yükselir.
Bu cephede pencere gruplarının
üzeri kobralar ve akbaba kanatlarıyla çevrili güneş diskleriyle taçlandırılmıştır.
Bina cepheleri, mazgal benzeri yüksek bir parapetle sonlanır.
İki yan cephede dışa taşkın pi/on esintili bölümlerde
parapet bir kademe alt hizada tekrarlanmıştır .

Harem Köşkü konfor açısından çağın modern olanaklarıyla donatılmıştı.
Prenses Zeyneb Halim’in belirttiğine göre,
su tesisatı bulunan köşk kaloriferle ısıtılmaktaydı. Bunlara ek olarak,
İstanbul’daki ilk jeneratörlerden biri bu köşkü aydınlatmıştı.
Yemek servisi için monte-charge’ın bulunduğu köşkte
haberleşme için “iç telefon” denilen bir boru sistemi kullanılmaktaydı.
Kare planlı, orta sofalı köşkün plan düzenlemesinde
iki yan cephenin orta aksa denk gelen bölümleri öne çıkarılmıştır.
Zemin katta giriş aksı boyunca dikdörtgen orta sofa uzanır,
iki yanda sofaya açılan odalar sıralanmış, üst kata çıkan ana merdiven,
sofanın sağında, dışa taşkın orta aks üzerinde konumlanmıştır.
Bugün harem köşkünden geriye, boş arsayı çevreleyen kesme Malta aşından örülmüş
orijinal cümle kapısı payeleriyle parmaklık dikmeleri kalmıştır.
Abbas Paşa Sokağı’ndaki cümle kapısının iki yanındaki payeler
lotus ve kobra kabartmalarıyla bezenmiştir, üstlerindeki boya izleri hala seçilebilmektedir.
Bu kabartmalarda, lotuslara tırmanan kobralar Aşağı Mısır’ı temsil eden kırmızı tacı taşırlar.
Parmaklık dikmelerinde ise ortada lotus ve iki yanda
Mısır tanrılarından Ptah’ın sembolü çoban asaları görülmektedir.



Selamlık Köşkü
(erkek misâfirleri kabul etmeye mahsus bölüm)
Refah Şehitleri Caddesi ile Fettah Sokağı’nın köşesinde,
bahçe içinde yer alan ahşap selamlık köşkü hala kullanılmaktadır,
ancak ailenin elinden çıkmıştır. Cadde cephesinde yükseltilmiş bodrum üzerinde iki katlı olan köşk,
meyilli araziye oturduğu için, bahçeye bakan arka cephede üç katlıdır.
Üst katlarda kütlelerin geri çekilmesi, yapının masif bir bloktan öte,
parçalı ve hareketli, daha hafif bir tasarımla algılanmasına yol açar.
Caddeye bakan giriş cephesinde, orta aks üzerinde merdivenle ulaşılan giriş,
iki yan kanattan geri çekilerek camekanla kapatılmıştır.
iki yan kanatta ve kapının hizasında üst katta bulunan birer pencere,
giriş kapısı gibi yarım daire kemerlidir.
Sokağa bakan yan cephede birinci katın dışa taşkın bölümü ahşap direkler üzerindedir.
Bahçeye açılan arka cephede de, orta aks üzerinde bulunan kütle
direkler üzerine oturtularak öne çıkarılmıştır.
Ön yüzde üç, yan yüzlerde birer pencereye
sahip bu çıkmanın üzerinde yer alan balkonla cephe
tekrar geriye çekilir. Yüzeylerdeki doluluk boşluk
oranları, geleneksel Osmanlı mimari özelliklerine uygun bir şekilde oluşturulmuştur.
Plan çözümlemesinde, iki yanda bulunan odalar,
giriş ve bahçe arasında uzunlamasına konumlanan orta sofaya açılmaktadır.
Cephe tasarımı ve iç mekan bölümlenmesi açısından bir ada köşkünden çok,
Boğaz yalısını andıran selamlık köşkünde Abbas Halim paşa’nın vefatından sonra
194l’e dek kızlarından Prenses Emine Halim ikamet etmiştir.
Bendegan köşkü
( Hizmet personeli; pâdişâhın hizmetinde bulunan kimseler).
Bendegan köşkü, Fettah Sokağı’nın devamında,
yokuşun bittiği İskele Sokak kavşağında yer alır.
Üç katlı ahşap yapının kapı ve pencerelerinde,
geç dönem ada köşklerinin çoğunda olduğu gibi, Orta Avrupa şalelerinden gelen detaylar görülür.
Abbas Halim Paşa’nın kalabalık bendeganının ikamet ettiği yapı,
il. Meşrutiyet Dönemi’nde bir süre Sebilürreşad Rüşdiyesi olarak kullanılmış,
paşanın vefatından sonra kızlarından, Prenses Nimetullah Halim’e intikal etmiş
ve 1938 yılında satılmıştır.
Yapı esasen, ortada avlu ve bunun üzerinde bir köprüyle birbirine
bağlanan müstakil dairelerden oluşan bir plan şemasına sahiptir.
Fettah Sokağı’nda yokuş boyunca
sıralanan sundurmalı üç kapıdan, iki yanda bulunanlar çeşitli dairelere,
ortadaki ise küçük avluya açılmaktadır. İskele Sokak boyunca kısmi bodrum kat
üzerinde yükselen cephe, birinci katta ajurlu yüzeye
sahip konsollarla taşınan çıkma sayesinde hareketlenmiştir.
Kaynaklar:
Nil Kıyısından Boğaziçi’ne
Kavalalı Mehmet Ali Paşa Hanedanı’nın İstanbul’ daki ayak izleri
From the Shores of the Nile to the Bosphorus
Traces of Kavalalı Mehmed Ali Pasha Dynasty in İstanbul
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Baha Tanman ‘a
Suna ve inan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsüne teşekkürlerimle.
”Abbas Paşa Mezarlığı” Heybeliada
Heybeliada’da Müslüman Mezarlığı’nın mimarı
Mimar Hovsep Aznavur olabilir mi?..
kapısı, küçük boyutlu olmasına rağmen,
Antik Mısır izleri taşıyan orijinal tasarımıyla, dikkat çeken bir yapıdır.
”Suna ve inan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü bilim kurulu
değerlendirmesi”..
Değirmen Tepesi’nin güneyinden geçen yol üzerinde bulunan
Müslüman mezarlığı,

1911 yılında Abbas Halim Paşa tarafından düzenletilmiştir.
Mezarlığın kapısı, iki yandaki kesme taş ayakları bağlayan basık bir kemer
ve bunun üzerinde yer alan konsollu ahşap bir sundurmadan oluşur.
Basık kemerle saçak arasında üst üste,
içlerinde ölümle ilgili ayetler içeren iki kartuş yer alır.
Üstteki kartuşta, ” Nuri” imzasını ve 1327/1909 tarihini taşıyan sülüs hatlı
“Bismillahirrahmanirrahim. İnnalillahi ve inna ileyhi raciun“,
(Allah’tan gelindiğine ve yine dönüşün Allah’a olacağı )
alttakinde de 1328/1910 tarihli
“Kullu nefsin zaikatü’l-mevt”
(Her nefs ölümü tadıcıdır. Sonra Bize döndürüleceksiniz )
ayeti bulunur. Alttaki yazı bandının iki yanı yarım daire,
üsttekinin iki yanı sivri kemer biçiminde tasarlanmıştır.

Taş kemerle ahşap sundurmanın birleşim hizasını,
Türk üçgeni benzeri bir motif kuşatır.
Dört yönde çifter ahşap konsolla taşınan sundurmanın üzerine,
kemer ayaklarına denk gelen iki yan kısımda,
sekizgen planlı birer ağırlık kulesi yerleştirilmiştir.
Kapının iki yanında, ayakların ön yüzlerinde bulunan pilastırlar,
kesme taştan, yukarı doğru daralan formda tasarlanmış,
sundurmayı taş yan konsollar pilastır başlıklarının içine oturtulmuştur.
Bu düzenlemeyle strüktür anıtsal bir nitelik kazanmış ve bir Mısır
tapınağının pi-pitonlu giriş cephesine benzetilmiştir.
Antik Mısır izleri taşıması değerlendirmesi İstanbul Araştırmalar
Enstitüsü Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Baha Tanman tarafından
desteklenmektedir. Mimar Hosvep Aznavur 1897-1899 Yılarında
Heybeliada Abbas Paşa Evlerini yaparken de
Egyptian Revival (Mısırın Uyanışı) olarak adlandırılan üslubu seçmiştir.
Abbas Hilmi Paşa 1897 ile 1910 yıllarında Mimar Hovsep Aznavur ile
çalışırken , Mimarının kim ? olduğu bilinmeyen Heybeliada mezarlığının
onun eseri olma ihtimali yüksektir.

Heybeliada Abbas Halim Paşa Köşkleri
Mimar Hovsep Aznavur tarafından 1897-99 yılları arasında tasarlanmıştır.
Egyptian Revival (Mısırın Uyanışı) olarak adlandırılan üslubu seçmiştir.
Beyoğlu Mısır Apartmanı.
1910 yılında Osmanlı Ermeni mimar Hovsep Aznavur tarafından yaptırılmış ve Mısırlı Hidiv Abbas II tarafından yaptırılmıştır . Bina, Abbas için kışlık konut olarak inşa edilmiş ve uzun yıllar kendisi ve ailesi tarafından kullanılmıştır
Hovsep Aznavur Kimdir:
Doğum: Mayıs 21, 1854, London, United Kingdom
Ölüm: Haziran 1935, Cairo, Egypt
Eğitim: Accademia di Belle Arti di Roma
Mimar. Ermeni asıllı olan Hovsep Aznavur, Haliç kenarındaki Sveti Stefan Bulgar Kilisesi’ni inşa etti. Cibali Tütün Fabrikası da eserleri arasındadır. Aznavur, İtalya’da eğitim gördüğü için çelik inşaat konusunda bilgisi bulunuyordu. İstiklal Caddesi’ndeki Mısır Apartmanı’nı yaptıktan sonra bir de Heybeliada’da köşk yapmış Abbas Halim Paşa’ya. O köşk şimdi yerinde yok. Çünkü köşkü söküp götürmüşler. Köşkün hemen yanında hizmetlilerin kalması için yapılmış binada yaşayanların anlattıklarına göre;
Paşa, Köşk’ün sökülüp Mısır’a götürülmesi konusunda vasiyet etmiş; çivi kullanılmadığı için ‘Vidalı Köşk’ olarak tanınan ahşap köşk, vidalarından sökülerek Mısır’a götürülmüş. Anlatılanlar doğruysa, Aznavur tamamıyla prefabrike bir yapı ortaya koymuş.
Kaynak: Ermeni Portreleri Hüdavendigar Onur Burak Yayınları İstanbul 2000
Kaynaklar:
Nil Kıyısından Boğaziçi’ne
Kavalalı Mehmet Ali Paşa Hanedanı’nın İstanbul’ daki ayak izleri
From the Shores of the Nile to the Bosphorus
Traces of Kavalalı Mehmed Ali Pasha Dynasty in İstanbul
Enstitüsü Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Baha Tanman‘a,
Suna ve inan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsüne teşekkürlerimle.
Heybeliada Rum Eczanesi Halki
1880-1903 Constantin Mavromatis Eczanesi
1903-1948 Halk Eczanesi (Yusuf Süleyman Adalı- 45 yıl)
1948-1992 Rum Eczanesi (Baba Anastas ve Andon_Kiça Prokos – 44 yıl)
1992-2001 Rum Eczanesi (Arslan Gürçay)
2001 – Abdi İbrahim İlaç Müzesi özel koleksiyonu.

”Rum Eczanesi” Hikayesi
Yeşilköy’de 1880’li yıllarda kurulmuş olan Constantin Mavromatis adlı eczane
1903’te Yeşilköyden Erenköy’e taşınmaya karar verir.
Mavromatis eczanesi mobilyaları
Yusuf Süleyman Adalı tarafından satın alınarak,
“Halk Eczahanesi” Heybeliada’ya taşınmıştır.
Yusuf Süleyman Bey 45 yıl bu eczaneyi işletmiştir.
—
1948 yılında Anastas Prokos “Halk Eczahanesi” devralır
Eczacı diploması olduğu için sorumlu müdür olarak Artin Hırant Davidyan gözükmektedir.
Anastas’ ın, eczacı kalfası oğlu Andon ve Kiça, 1953 yılında evlendiler.
Eczacı olan eşi Kiryakiça Proku Hanım (1952 mezunu)
ile birlikte yöneten Andon Prokos
nezaketiyle Heybeliada’ya nam salmıştı.
Kızlarını büyüten Andon ve Kiça Prokos,
emekliye ayrılıp kışları Atina’da yaşamaya karar verdi.
Heybeliada için sahip çıkılması koşuluyla.
Bakırköy’deki Prodromidis’in eczanesinin ,
1880 li yıllara ait antika ecza dolapları,
ilaç karılan porselen havanlar,
damıtma ve tablet gramaj kesme aletleri,
antika ocakları ile birlikte
44 yıldır işlettikleri (Rum Eczanesi)
Halk Eczanesini 1992 yılında Eczacı Arslan Gürçay ‘a devrederler.
—
Eşini 2000 yılında kaybeden Arslan Hanım.
2001 yılı kasım ayında Halk Eczanesini, kapatma kararını verir.
Nezih Barut tarafından,
bu çok önemli kültür mirası,
Yaşatabilmek ve gelecek kuşaklara taşıyabilmak için
Abdi İbrahim İlaç firmasının özel koleksiyonuna kazandırmıştır.
Rum Eczanesi Halki.
Abdi İbrahim Müzesinde yaşamaya devam edecek.
—
Not : Yaşamları hakkında bilgiler için blog bağlantılarını izleyebilirsiniz
Anastas ve Andon Prokos Kimdir
Andon ve Kiryaçe (Kiça) Prakos Kimdir
Arslan Gürçay Kimdir

RESİMLERLE İLGİLİ NOT ;
Fotoğraflar Abdi Ibrahim Maslak Genel Müdürlük Merkez binasındaki
Rum Eczanesi Müze kısmında çekilmiştir.
Fotoğraftaki kişi,
Anastas ve Andon Prokos un büyük kızları Katerina Prokos
( Keti Proku Türker saygı ve teşekkürlerimle )
İlk Tapınak, c. MÖ 10950 – 9600
kazılarından öğrendiğimiz yeni bilgiler :

1 – Henüz Keşfedilen İlk Organize Toplum
2 – Bulunan (olası) En Eski Yazılı Dil Keşfedildi .
3 – Henüz Bulunan Gelişmiş Araçların En Erken Kullanımı
4 – Henüz Bulunan En Eski Buğday yetiştirme
5 – Henüz Keşfedilen Tekerleğin En Erken Kullanımı ? ( Çekme Kızakları )
6 – Henüz Bulunan Bira ve Ekmek Üretimi ?
7 – Henüz Keşfedilen İlk Megalitik Binalar
8 – Huzurlu Bir Toplum (Herhangi bir insan kalıntısı bulunmadığından)
BU SİTEYİ ZİYARET EDERSENİZ ÇOK KUVVETLİ AÇIKLAMALARI BULABİLİRSİNİZ.
danel.com.hr(yeni sekmede açılır)

Miho Müzesi, Paris’teki Louvre Müzesi‘nde cam piramidi tasarladığı bilinen
Çinli-Amerikalı mimar IM Pei tarafından tasarlandı.
Pei, projenin ana fikrini
Çinli şair Tao Yuanming’in yazdığı eski bir eserden esinlenerek.
Shangri-la olarak adlandırdı .
önce dağın içinde oluşturulan tünelden,
sonra asma köprüden geçtikten sonra.
Yüzde yetmişi toprak altında olan,müzeye ulaşılabiliyor.
Müzenin şu anda bulunduğu yer,
Shangri-La.” Miho Müzesi’nin kurucusu Bayan Mihoko Koyama’ya
Çin masalı “Şeftali Çiçeği Vadisi” efsanesine uyuyordu.







Efsaneye göre:

Bir zamanlar Doğu Çin’de bir balıkçı yaşadı. Bir gün, bir dağ dere kürek çekerken, tam çiçek açan bir şeftali bahçesine rastladı. Bahçenin sonunda, bir dağın eteğindeki küçük bir mağaradan gelen bir ışık ışını fark etti. İçeri girdikten sonra kendini dar bir yolda buldu, ama daha derine inerken, aniden önünde muhteşem bir manzara açıldı. Shangri-La vardı.
Sadece yemyeşil ağaçlarla kaplı, eğimli bir patikaya tırmandıktan, bir tünelden geçtikten ve bir köprüyü geçtikten sonra Miho Müzesi bulunabilir. Müze, o anın ifadesi, müzenin aniden gözünüze geldiği an. Tıpkı bir senaryo gibidir.
Shigaraki dağlarının bol doğal güzelliğinin ortasında yer alan Miho Müzesi, Paris’teki Louvre Müzesi’nde cam piramidi tasarladığı bilinen Çinli-Amerikalı mimar IM Pei tarafından tasarlandı.
Pei, Çinli şair Tao Yuanming’in yazdığı eski bir eser olan Taohua Yuan Ji’de (Şeftali Çiçeği Baharı) açıklanan eterik ütopyadan esinlenerek müzeye uyarıcı ve sakin bir yaklaşım tasarladı. Ziyaretçiler, ağlayan kiraz ağaçlarıyla çevrili bir patikadan geçiyor, bir tünelden geçiyor ve müzeye gelmeden önce bir asma köprüden geçiyor.
KÜLTÜREL MİMARİ , MÜZE•KOKA, JAPONYA
tea and coffee house by Kengo Kuma
Coeda House, Japonların “küçük dalların evi” diye çevirebiliriz
Pasifik Okyanusu’na bakan bir uçurumun üzerinde duran bu kafenin adıdır.
Zarif pavyon, Japon mimar Kengo Kuma tarafından tasarlandı.
Kare sedir ağaçlar bir biri üstüne bindirilip,
şemsiye formunda ahşap yapı oluşturulmuştur.
peyzajın geniş görüşünü engelleyecek cephe taşıyıcıları yoktur.
Üst üste istiflenen sedir ağaçları, demir bağlantı çubukları ile
önemli ölçüde daha yüksek gerilme mukavemetine sahip karbon fiber kutuplarla güçlendirilmiştir.
Köşkün ortasındaki “gövde” çatıyı taşıyan konstrüksiyonu oluşturmaktadır
Kafe tasarımı ile çevredeki manzaraya, doğaya tamamen açık bir gözlem noktasıdır.









This work is licensed under a Creative Commons Attribution 4.0 International License.
Philadelphia, United State -2019
PROJECT BY SNØHETTA
OSLO, NORWAY
Doğal kaynakların en verimli şekilde kullanılması için planlanmıştır.
Güneş enerjisini yağmur suyunu iklimlendirmesi ile
220.000 metrekarelik Kütüphane ,
yılda 5 milyondan fazla kişinin ziyaret etmesi bekliyor.
Çok sayıda akademik kaynak, disiplin ve ileri teknolojiyi tek bir çatı altında
birleştiren Charles Kütüphanesi,
Temple’ın öğrencileri ve halka açıktır
47.300 metrekarelik yeşil çatısı,
Pennsylvania’daki en büyük yeşil çatılardan biridir
aynı zamanda bina yağmur suyunu sisteminde depolayıp
değerlendirmektedir





Sergi alanları, sinema salonları, toplantı odaları,
Kütüphane, tiyatro, restoranları olan,
görsel gösterilerin olduğu,
Çocuklar ve gençler için kursları olan,
kültürel çok işlevli bir binadır.
Şehir için, etkileşim ve tartışma platformudur.
Forum Groningen bir kütüphane değil,
bir müze değil, bir sinema değil,
Alış veriş merkezi hiç değil.
Bütün bu geleneksel yaşam ögelerini bir arada toparlayan,
yeni bir kamusal alan türüdür.
6 Yaş üstü çocuklar , sözler ve hareketler ile burada
Sanal Kitap Oluşturabiliyor.
Çocuk okul sergileri resim yarışmaları düzenleniyor.

Çatı terası, bir izleme platformu ve açık hava tiyatrosu olarak kullanılacak olan.
Forum Groningen kompakttır ve yalıtımı kolaydır.
Cephenin hem opak hem de saydam parçaları çok yüksek bir yalıtım değerine sahiptir.
güneşe dayanıklı üçlü cam sayesinde sıcaklık sabit ve rahattır.
Optimize edilmiş cam ısının yüzde 70’ini dışarıda tutar (aslında şeffaf kalırken:)
Kalan yüzde 30 Atriyumun tepesinden çıkarılır ve kışın binayı ısıtmak için toprağa depolanır.
Forum aslında enerjiyi “toplar” ve bu nedenle fosil yakıtlardan bağımsızdır.
Hollandalı Mimarlık firması NL Architects tarafından gerçekleştirilmiştir







İstanbul Marmara denizinde,
% 100 çevre dostu olan , sıfır emisyon,
atık suyu olmayan
ve çevresel gürültü oranı sıfır desibel olacağı için.
Sadece suyun ve rüzgarın sesini dinleyerek seyahat edebileceğimiz,
Yolcu motorları ile adalara yolculuk.
yakın gelecekte olabilir mi?
Çevre Açısından Emisyon; Yakıt ve benzerlerinin yakılmasıyla;
sentez, ayrışma, buharlaşma ve benzeri işlemlerle;
maddelerin yığılması, ayrılması, taşınması ve
diğer mekanik işlemler sonucu bir tesisten atmosfere yayılan hava
kirleticileri olarak tanımlanır.

Helios-Sanabria” (2011)
İspanya’daki
İber Yarımadası’ndaki en büyük buzul gölü,
Sanabria Gölü’nde,
Dünyanın ilk rüzgar ve güneş enerjisi ile yolcu taşıyan teknesidir. (katamaran)
Tarifeli ve turistik gezileri yapmak için en son teknolojiye sahiptir.
% 100 çevre dostu olup , sıfır emisyon, atık, atık su ve çevresel gürültü oranı sıfır desibeldir.
Bu gemi saydamlık derecesi% 38 olan birkaç yeşil kristal silikon fotovoltaik cam modüle sahiptir .


NOT : Onyx Solar
Binalar için dünyanın önde gelen şeffaf fotovoltaik (PV) cam üreticisidir.
PV Cam, yapı malzemesi artı enerji üreten bir cihaz olarak kullanılır,
güneş ışığını yakalar ve elektriğe dönüştürür.
Isıl işlem görmüş iki veya daha fazla bölmeden, güvenlik camından yapılmıştır
ve geleneksel bir mimari camla aynı ısı ve ses yalıtımını ve doğal ışığı sağlar.
Böylece, bina cepheleri, perde duvarlar, atriyumlar, kanopiler
ve teras zeminine konvansiyonel cam yerine yerleştirilir.
Geleneksel bir camla aynı termal performansı sağlayarak,
güneşten gelen temiz ve serbest elektrik ile binalar enerji verimliliğini önemli ölçüde artırabilir,
İşletme ve Bakım maliyetlerini düşürebilir ve karbon ayak izini azaltabilir.
ABD kökenli Ulusal Yenilenebilir Enerji Laboratuvarı’ndan (National Renewable Energy Laboratory – NREL) çıkan bir ürün, gelecekte tüm evlerin pencerelerinde yer alabilir. Fotovoltaik cam üzerine çalışan bir ekip, yüksek seviye günışığı ile karşılaştığında şeffaftan opak moda geçen ve elektrik üretmeye başlayan bir prototip geliştirmiş.
İnşasında mucize materyal Perovskite kullanılan bu camın maksimum verimi yüzde 11,3 olarak saptanmış. Yani bir kez opak hale gelip enerji üretmeye başladığında, üzerine düşen güneş ışınlarının yüzde 11,3’ünü elektriğe çevirebilmekte. Ekibin yaptığı 5 adet farklı fotovoltaik cam prototipleri arasında ortalamanın ise 10,3 olduğu belirtiliyor. Bu akıllı camın bir diğer önemli becerisi ise, opaklaştıkça dışarıdan gelen ısıyı engelleyip, takıldığı yerleşim biriminin ısıtma ve soğutma masraflarını düşürmesi. Bu alandaki tasarrufun, ideal koşullarda yıllık olarak yüzde 80’i bulabileceği de not edilmiş.
Fotovoltaik camın çalışma prensibi, ‘Nature Communications’ jurnalinde yayımlanan bir bilimsel makalede anlatılmış. Bu açıklamaya göre cam aşırı ısınmadığı sürece, ara katmanda bulunan metalik ‘halide perovskite-methylamine’ bileşimi dağınık formda duruyor. Bu da camın normal şartlarda yüzde 68 oranında şeffaf olmasını sağlıyor.
40’lı yıllarda Fransız plancı Henri Prost’un ‘Promenade park’,
projesi uygulaması sonucu:
Osmanlı Topçu Kışlası’nı yıkılarak,
Bugün ki adı ile Taksim Gezi Parkı inşa edildi.

Taksim Meydanı ve çevresinin radikal dönüşümü
Tarihsel perspektifte nasıl değişiklikler geçirdiğinin planları :

Kelimenin aslı Arapça maksim olup “suyun kollara ayrıldığı yer” demektir.
pek çok örneği kalan bu tür yapıların en önemlisi, Taksim’deki maksem’dir.
Osmanlı döneminde şu an Taksim Meydanı olarak bulunan bölgede bir su deposu yapıldı.
Depolanan suyu da dağıtmak, yani taksim etmek için küçük bir yapı, yani maksem yapıldı.
Meydan adını, eskiden Galata-Beyoğlu suyunun
“taksim edildiği”, Taksim Maksemi’nden almıştır.

Kaynak: Mimar Francesco Pasta
Proje ve uygulaması yapılan,
istanbul çifte havuzlarda bir ev.





Yakup Çınar Mimarlık
Proje ve dekorasyon uygulaması 1992 yılıdır


Kuzey kutup dairesinin 1300 km yukarısındaki Ark,
Svalbard’daki Kuzey Kutbu Koruma Depoları Ziyaretçi Merkezi

Resim, film, değerli kağıtların asıllarını
Gelecek yüzyıllar için saklanması,
Gelecekte bir dünya afetinden korumak için planlanmış
inşa edilmiş bir yapıdır
Aynı zamanda hem kalıcı hem de geçici sergiler ile
ziyaretçilere açık ola bir dijital arşivdir.
Global Tohum Kasası‘nın yakınında,
Sergi binasının dramatik dikey kasa (depo) içerisinde,
şu anda Edvard Munch‘un sanat koleksiyonu ve
Vatikan’ın 1 500 yıllık el yazmasından,
Brezilyalı futbolcu Pelé‘nin kliplerini
ve Dünya tohumlarının en büyük koleksiyonunu
AB sponsorluğu alan ilk projemiz Piql-GO, dijital ve analog verilerin ultra güvenli depolanması ve uzun süreli korunması için Piql Hizmetlerini yükseltmeyi ve ticarileştirmeyi hedeflemektedir.
Dijitalleştirme Hizmetleri
Restorasyon Hizmetleri
Dijital Depolama Hizmetleri
Müşteri: Arctic Memory AS / Piql
Mimarlar: Snøhetta
Yer: Longyearbyen, Spitzbergen (NO)
Metin: Duy Mac
21.11.2019 yayınlandı
Mimari tasarım saman balyaları ile oluşturulmuştur.
ışık ve havalandırma kübik saman yığınları arasındaki
boşluklar ve pencerelerden sağlanmaktadır



Tüm sistem, yerel inşaat uygulamalarını savunan,
onarım ve gelecekteki bakım kolaylığı aramayı amaçlamaktadır.
en önemlisi, okulun tasarımı,
geleceğin şekillenmesinde yerel mimarinin rolünü benimsemektedir
yerel materyallerin ve topluluğun kullanımını ve öğrenci katılımını teşvik ederek,
‘pedagoji’, ‘konuşlandırma’ ve ‘sürdürülebilirlik’ temel taşları üzerine inşa edilmiştir.

proje adı: ‘afrika’da okul’
proje yeri: malawi
mimar: NUDES
kurucu ve müdür: nuru karim
tasarım ekibi: nuru karim, dhruval shah, salai vv, aditya jain, utra rajawat, anjana varma, rohit dj
Çocuk Doktoru Ofisi
Pediatri olarak da bilinen çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümü, doğumdan ergenliğe kadar uzanan süreç içinde yer alan bireylerin tanı, takip ve tedavisi ile ilgilenen bilim dalıdır.
Kadıköy Çifte havuzlar’da yer alan mevcut bina tamamen yenilenmiştir.
0 ile 18 yaş arasında, çocuk olarak tanımlanan kişilerin doğumsal hastalıkları, doğum sonrası düzenli olarak uygulanması gereken aşı takibi, mental, fiziksel ve motor gelişimi pediatri hekimlerince takip edildiği sağlık ofisidir.



Çocuk Doktoru Ofis

Çocuk Doktoru Ofis_3

Heybeliada Deniz Müzesi
Doğup büyüdüğüm Heybeliada da bir deniz müzesi olabilir mi ?
1985 yılında Deniz Harp Okulu Tuzladaki Yeni tesislerine taşınmıştı.
24 yıldır kullanılmayan eski Deniz Lisesi binalarının
“bir kısmı“ müzeye dönüşebilir mi ?
Sınırları içinde tarihi ilgiyi hak eden geçmişi sırası ile:
1- Adalar’daki tek Bizans Kilisesi,
Kamariotissa buradadır. (1440)
2- Halki Yunan Ticaret Okulu 1831 de burada eğitime başlamıştır.
(Eliniki Emboriki Sxoli tis Halkis)
3- Rus askerlerin anısına yapılan anıt: (1828-1829)
4- Heybeliada Deniz Lisesi: (1942-1985)
Yerli ziyaretçilerin olduğu kadar,
Dünyanın her yanından gelen insanların ilgisini çeker inancındayım.
Marmaray Projesi çalışmalarında
ortaya çıkarılan çok sayıda tarihi eser,
Osmanlı’dan neolitik döneme kadar
kesintisiz olarak tarihleniyor.
Eserler, şu anda İstanbul Arkeoloji Müzesinde
geçici olarak sergileniyor.
Marmaray kazılarında ortaya çıkan
35 bin eser ve 37 gemi kalıntısının
bir kısmı için,
halka açık ulusal müze olmasının
adamıza ve ülkemize faydalı olacağını fikrini paylaşmak istedim.
neden olmasın ?

Heybeliada
Eski adları ‘Demonisos’ ‘Demonese’ ‘Halki’ ‘Khalki’ ‘Khalkitis’ ‘Khalkis’ olan Heybeliada ;
Vaktiyle Dimonisos adında biri tarafından çıkarılan ve işletilen bakır madenine ve işletmecinin adına atfen,
Dimonisos ve Yunanca bakır anlamına gelen Halkıs dan bozma olarak Halki Diye anıldığı söylenir.
Türkler bu adaya heybe biçiminde iki tepeli bir ada görüntüsünde olduğundan Heybeliada adını vermişlerdir.
Heybeliada’nın fethinden önce yapılmış son ve Adalar’daki tek Bizans Kilisesi, Kamariotissa’dır.
Kiliseyi 1440 ölen,son İmparatoriçe Maria Komnena’nın yaptırdığı sanılıyor.(Gustawe Schlumberger)
Aleksandros Ipsilantis tarafından Heybeliada Manastırı Kamariyotissa 1796 da yeniden inşa edilmiştir.
İstanbul’da Fener’deki Aya Maria dışında, dört yapraklı yonca modeline göre yapılmış tek kilise budur.

Yeni yapılan binada kiliseye girerken nartekste bir kubbe -kemer (KAMARA) vardı.
Bu nedenle manastırın ismi de değişti, halk kubbeli manastır (Kamariotissa/Kamariotisa) demeye başladı.
Bizans imparatoru Palelogos’un yaptırdığı söylense de Mimar Aristidis Pasadeos,
1931 yılında Rus arkeolog N. Brunof’un yaptığı etüdlerle XI. ve XII. yüzyıl arasında yapıldığını belirtirken,
İoannis Paleogos’un kilisenin kurucusu olduğunu yazmıştı.
Mimari tarzı çok farklı ilginç bir Bizans yapısı. Dört yapraklı bir yonca şeklindeki bir haç planına sahip.
Oldukça yüksek sekiz köşeli kasnak üzerine oturtulmuş küçük kubbesi vardır.

Halki Yunan Ticaret Okulu:
1831’de Heybeli ada manastırı önemli bir değişiklik geçirdi.
Burada Rum dünyası ve kolonilerden gelen 400 öğrencisi olan büyük bir ticaret okulu Rum Ticaret Akademisi
(Eliniki Emboriki Sxoli tis Halkis) kuruldu.
1942 Temmuz’unda Ticaret Akademisi binası ve iki kilise (Meryem Ana ve Ioannis Prodromos)
Patrikhane tarafından boşaltılarak Deniz Kuvvetleri’ne teslim edildi.
Heybeli Ruhban Okulu’nun tapusu ise 1953’te Patrikhane’ye verildi.


https://dergipark.org.tr/download/article-file/747566
Rus askerlerin anısına yapılan anıt:
18 Ağustos 1829 Edirne’ye giren Rus askerlerinden
tutuklanan 24 subay ve 1000 kadarı
Panayia manastırında esir olarak kalmış
300 kadarı burada ölmüştür.
Ölenlerin anısına Eski Deniz Lisesi üstünde,
bugünkü aşıklar yolunun başlangıcında,
bir anıt bulunmaktadır.
Anıtın kaidesindeki yazılar
Selahattin Tanyel çevirisine göre şöyledir:
“1828-1829, Binüçyüz aziz Rus askeri Türklere esir düştük
ve bu topraklara gömüldük.
Büyük imparator , askerlerin yaptığı büyük hizmet ve kahramanlıkları anısına bu anıtı dikmiştir.”

Heybeliada’daki tarihi yapılar:
Rum ilkokulu
Heybeliada Rum Ticaret okulu
Heybeliada Rum Ruhban Okulu
Rum Kız yetimhanesi
Aya Triada Kilisesi
Hristos Kilisesi
Ayios Yeorgios Krimnu (Uçurum) Manastırı
Ayios Spiridonos Kilisesi/Terk-i Dünya Manastırı
Ayios Nikolaos Kilisesi
Profiti İlias Mezarlık Klisesi
Osios Akepsima Manastırı
Panayia Kamariotisa Kilisesi
Ayios İoannis Prodromos Kilisesi
Kangelaris Ailesinin Anıtsal Mezarı/Süslü Mezar
Ayia Efimia Ayazması
Ayios Nikitas Ayazması
Ayia Paraskevi Ayazması
Bahriye Mektebi Camisi
Heybeliada Camisi
Beth Yaakov Sinagogu
Kaynaklar:
Türkiye’deki Tarihsel Adlar: Bilge Umar- İnkilap yayınları
Halki’den Heybeli’ye:Orhan Türker, Sel Yayıncılık
Prens Adaları:Gustave Schlumberger, Çevirin:Haluk Çağlayaner-İletişim yayınları
http://erkmensenan.blogspot.com/2010/01/khalkiden-heybeliadaya.html
Eski Fotograflar LEONİDAS MİKROPOULOS’un albümünden alınmıştır.

Bu eser Creative Commons Atıf 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Heybeliada Deniz ve Su altı Müzesi
http://www.maritimeheritage.org/index.html
-Heybeliada National Maritime Museum
Heybeliada Museum of Sea and Underwater
Steven Holl + architecture
Çek cumhuriyeti Ostrava’da yeni bir konser salonu yarışmasını kazandı.
Ostrava Konser salonunun 2023’te bitmesi planlanmakta.





proje bilgisi:
proje adı: ostrava konser salonu
yer: ostrava, çek cumhuriyeti
mimar: steven holl mimarlar
steven holl (asıl), dimitra tsachrelia (proje mimarı) lirong tan (tasarım ekibi), sarah schlegelmilch (tasarım ekibi) paul hazelet (tasarım ekibi)
ortak mimarlar: mimarlık eylemleri
hana petrikova (asıl), martin kropac (asıl), klara zugarova (tasarım ekibi), miarianna antoniadou (tasarım ekibi), hana hucikova (tasarım ekibi), tiziana tasca (tasarım ekibi), alessia capone (tasarım ekibi), david lasek ( Tasarım takımı)
akustik danışmanı: nagata akustiği
yapı mühendisi: silman yapı mühendisleri
sürdürülebilirlik: TRANSSOLAR energietechnik GmbH
tiyatro danışmanı: tiyatro danışmanları işbirlikçi
trafik: jan fiala
yangından korunma: petr havlicek
Tüm resimler Steven Holl Architects izniyle
Shangri La‘ nedir .?
Dört anlamlı açıklaması var :
1- James Hilton’un “lost horizon” adlı kitabında tasvir ettiği himalayalar ‘da yer alan hayali mekan
2- Yönetmen: Frank Capra
LOST HORIZON (1937) Kayıp Ufuk Filmi
3- Çoğunluğu uzak doğuda bulunan 78 otelden oluşan zincir. ilk oteli 1971 yılında açılmıştır ve lüks ve pahalı olmasıyla tanınır.
4- 18 Temmuz 1968’de Dolmabahçe rıhtımına yanaşan 6. Filo’nun Amerikan askerlerini taşıyan ‘Shangri La’ gemisinin ismi ..
Filmin Konusu:
Robert Conway isimli yüksek bir İngiliz dışişleri görevlisi 1937 yılında uzak doğuda bir görevden dönerken,
Son uçakta kendisiyle birlikte birkaç batılı daha vardır ve uçak, nasıl ve neden olduğunu anlamadan kaçırılır.
Haritada bile olmayan, henüz uygarlık tarafından keşfedilmemiş, iklimi korkunç soğuk bir bölgeye varırlar, uçak düşer ve pilot ölür.
Kurtuluş şansları bile yokken bir grup yerli gelir, başlarındaki adam ingilizce konuşmaktadır. Kazazedeleri alıp yüksek bir dağdaki mağaranın içinden geçerler ve vardıkları yer olağanüstü güzellikteki Shangri-la’dır.
Filmin kahramanı; Ronald Colman

filme göre shangri la’ da insanlar çok yavaş yaşlanıyor .!!
Filmden alıntılar ;

Yapı, modern ve çağdaş çizime adanmış ilk bina. Fotoğraf: Richard Barnes,
Modern ve çağdaş çizimlerle ilgili çalışmaların geliştirilmesi, düzenlenmesi ve korunması için 2008 yılında kurulmuştur.
2018 Kasım ayında 30.000 m2 bu yeni binasına taşındı.
ABD’de (Houston) https://youtu.be/72-WkFdYSZM
Menil Çizim Enstitüsü Johnston Marklee / Nephew’nin izniyle

Menil Drawing Institute
Mimarları ; Sharon Johnston ve Mark Lee ( Johnston Marklee )





Fotoğraf: Richard Barnes, nezaket The Menil Collection, Houston

menil-drawing-institute-